- Şehitkamil / Gaziantep
- +90 (342) 232 80 81
- info@cemiyet.com.tr
Ebru, şifa veren ve arındıran bir yolculuk
19 Ocak 2026Suyun hafızası vardır; dokunulanı saklar, hissedileni açığa çıkarır. Mehmet Eray Atay için ebru, tam da bu hafızanın yüzeye vurmuş hâli… Bu kadim sanatı; şifa, denge ve teslimiyet kavramlarıyla yeniden yorumlayan Gaziantepli ebru sanatçısı Atay, ebrunun yalnızca görsel bir üretim değil, ruhu dönüştüren bir deneyim olduğunu vurguluyor.
Bilimle sanatın aynı teknede buluştuğu bu yolculukta; gelenekten beslenen ama çağdaş üretimle yol alan sanatçıyla suyun dili, rengin sezgisi ve ebrunun zamansız ruhu üzerine konuştuk.
Astronomi ve Uzay Bilimleri gibi analitik bir alandan ebru sanatına geçişiniz oldukça etkileyici. Sizi bu dönüşüme götüren süreç
nasıl başladı?
Üniversite eğitimim sürecinde çevremi, dünyayı hep matematik ve fizikle tanımlamaya ve anlamaya çalıştım. Pozitif bilimlere inancım tamdır. Ebru sanatının beni kendine doğru çekmesinin en önemli sebeplerinden biri inanılmaz derecede fizik, kimya ve matematik kanunlarının bu sanatta işleyişi oldu.
Kitrenin (üzerinde çalışılan kıvamlı su) yoğunluğunun, çıkan sonuca ya da yapacağınız çalışmaya nasıl hizmet ettiğine tanıklık ediyorsunuz. Tam olarak akışkan fiziğinin ilkeleriyle çalışmakta, attığınız boyaların birbirine karışmadan yüzeyde kendine yer açması, örneğin sarı ve kırmızı rengi attığınızda, turuncu rengin oluşmaması kimyayla açıklanabilen bir durum. Tekneye atacağınız boyanın dağılımı, fırçaya vuruş hızı vb. durumlar hep matematik ve fizikle ilişkili. Doğal olarak ebrunun estetik cazibesinin yanında, üretim sürecindeki deneyimler hem sürecin hem sonucun insanda muazzam bir tatmin duygusu yaratması, benim ebruyla vazgeçilmez bir bağ kurmamı sağladı.
Ebru, kendine özgü ruh taşıyan bir sanat. Siz ebruyu nasıl tanımlıyorsunuz?
Kesinlikle bu sanatı şifa verici, arındırıcı olarak tanımlayabilirim. Ebru sanatını, suyun renklerle dansı gibi düşünebilirsiniz. Muhteşem bir ahenk ve dengesi var, bildiğimiz birçok tekniğin dışında. Bunun sebebi sıvı yüzeyinde çalışıyor olmamız.
Bunu şöyle açıklayabilirim, vücudumuzun büyük bir kısmı sıvı, çalışma yaptığımız teknik de sıvı. Buradaki akış kaçınılmaz oluyor. Bunu enerji, rezonans, kuantum olarak ya da başka bir şekilde tanımlayabilirsiniz. Ama hissettiğiniz duygunun yansıması ebru eserlerinde çok net ortaya çıkıyor.
Ebru sanatının şifa verme gibi bir özelliği var. Aslında tüm sanat çalışmaları şifa verici ve iyileştiricidir ancak ebru, sıvı yüzeyde çalışılması ve küçük hareketlerle çok ilginç sonuçlara ulaşması sebebiyle tam bir terapi özelliği taşımakta. Ebrunun, geçmişte Anadolu’daki şifahanelerde sıklıkla kullanılan bir yöntem olduğu bilinmektedir.
Buna ilaveten ebrularda mikro ve makro evrenin yansımasını görebilirsiniz. Mikroskopla bir hücreye ya da teleskopla gökyüzünün derinliklerine baktığınızda birbirine çok benzeyen görseller görmekteyiz. İşte bu, ebruyla muazzam benzerlikler göstermektedir. Ebrunun bu kadar farklılığı ve özelliği bünyesinde taşıdığını düşünürsek, sadece yapan için değil, izleyen için de dinlendirici ve sakinleştirici yönünü hemen görebilirsiniz.
Ebrunun doğası, kontrol edilemeyen ama yön verilebilen bir süreç içeriyor. Bu akış sizin karakterinizde veya hayat görüşünüzde nasıl bir karşılık buluyor?
“Son sözü tekne söyler” diye bir söz vardır ebruda. Her şeyi kuralına göre yapsanız da değişkenler sebebiyle hayat bazen fırsat ve mucizeler sunar, bazen hiç beklemediğiniz zorluklarla karşılaşırsınız. Tıpkı hayat gibi ebruda da birtakım kurallar, dengeler, etaplar var. Kuralları uygulasanız da çıkan sonuçlar sizi başka bir yöne götürebilir. Bu çeşitliliğe imkân verdiği ve ilham sürecini sürekli beslediği için ebrunun yenileyen, uyumlandıran bir özelliği olduğunu söyleyebilirim.
Geleneksel Türk sanatlarının modern dünyadaki yerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Ebrunun geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Geleneksel, modern, klasik ya da çağdaş fark etmeksizin sanatın bireysel çabalarla belli bir yere kadar ilerleyebileceğini düşünüyorum. Daha yukarılarda olmak ancak ciddiyetle, fonlarla ve stratejilerle mümkün olabiliyor. Devlet destekleri, büyük holdinglerin himayeleri çok önemli.
Yurt dışında sanat bir sektör olarak faaliyet gösteriyor. Sergiler, festivaller, bianeller, koleksiyonlar sürekli canlı ve yüksek sirkülasyon var. Türkiye’de birkaç büyük kurum dışında maalesef çok aktif olduğunu söyleyemiyoruz.
Öte yandan ebrunun 2014 yılında UNESCO’nun ‘Somut Olmayan Kültürel Miras’ listesine dâhil olması bilinirliğinin ve görünürlüğünün artmasını sağlamıştır. Ülkeler arasındaki sanatçı rotasyon programları farklı disiplinlerdeki sanatçıların ortak çalışmaları çağdaş ve güncel işlerin ortaya çıkmasına olanak vermiştir. Bu geleneksel sanatlarımız için önemli bir ivmedir.
Ebruyla ilgili çağdaş eserler de yapan biriyim. Ebruyla farklı malzemeleri bir araya getiriyorum. Porselen, kumaş, ahşap, deri vs. bunların günlük kullanım alanlarına ilaveten estetik açıdan sanat değeri yüksek işler de üretmeye çalışıyorum.
Atölyelerinizde öğrencilerinize ilk olarak neyi öğretirsiniz? Ebruya başlamanın olmazsa olmaz adımı sizce nedir?
Öğrencilerimden, tanışma toplantılarında ilk olarak gelirken negatif enerjilerini atölyenin dışında bırakmalarını rica ediyorum. Bizim için atölye arınma, güzel üretimin yapıldığı bir yer. Çünkü enerjimiz sadece ebrularımıza değil, atölyedeki herkese sirayet edebiliyor. Bundan dolayı verimli ve keyifli çalışmanın en gerekli unsurlarından biri güzel bir enerjiyle çalışmalara başlayabilmek, sonrasında zaten ebru sizi yavaş yavaş yükseltmeyi başarıyor.
Diğer önemli husus da sabırlı olmak. Ne yazık ki çağımızda her şey çok hızlı ilerliyor; sürekli koşma hâlindeyiz ve bu, insanda müthiş bir yorgunluk, bıkkınlık ve sabırsızlık yaratıyor. Oysa ebruda yaptığımız çalışmaların tüm süreçleri incelik ve titizlik gerektiriyor. Bu sürecin hızlı, alelade olmaması önemli. Öğrencilerime, günlük temponun dışına çıktığımız kıymetli zamanlar olduğunu hatırlatarak sabırla ve pozitif şekilde ebru çalışmaları yapmamız gerektiğini ifade ediyorum.
Kariyerinizde “dönüm noktası” dediğiniz bir an var mı?
Üniversitede ebru derslerine başlamak diyebilirim. Bugüne kadar yavaş ama uzun bir yol kat ettim. Yaşadığım her şey gelişmemi sağladı, daha iyisini yapmak için beni motive etti.
Üniversitede de öğrencilere ebru sanatını öğretiyorsunuz. Akademiyle sanatın birlikteliği sizi nasıl etkiliyor?
2002 yılından bu yana Koç Üniversitesinde ebru dersleri veriyorum. Bu süre zarfında Tıp, Sosyoloji, Hukuk, Tarih, Uluslararası ilişkiler, Ekonomi, Genetik, Fizik, İşletme, Mühendislik gibi çok sayıda bölümden, birçok öğrenciyle çalışma imkânım oldu. Sözel ve sayısal beyinlerin bir arada sinerji yaratabildiği, herkesin birbirini farklı konularda güncellediği harika bir ortam oluşturduk.
Üniversite kültürünün en samimi ve hızlı şekilde oluştuğu ortamlar genellikle bu paylaşımların yaşanabildiği kulüplerde ve derslerde mümkün olabiliyor. Üstelik sanat üretimiyle olduğu zaman daha derin ve daha geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Bilim şenliklerinden, gönüllülük organizasyonlarına kadar tüm süreçte öğrencilerim heyecanla aktif şekilde rol alıyor.
Sene sonu sergileri, atölye ziyaretleri, okulumuza davet ettiğimiz misafirlerimiz tüm bu sürecin zenginleşmesi ve çeşitlenmesine olanak sağlıyor.
Ebru sanatını genç kuşaklara aktarmak konusunda bir misyon taşıyor musunuz?
Tabii ki. Hatta hayatımın geri kalanında, ‘Bu yolda nasıl daha verimli olabilirim’ diye araştırıyor ve çalışıyorum. T.C. Kültür Bakanlığının Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcısı olarak zaten bu misyonla ilerlemeye gayret gösteriyorum. Anadolu topraklarında UNESCO envanter listesine girmiş çok sayıda unsur var. Bunların hikâyeleri, malzemeleri, anlamları, üretim süreçleri gibi birçok konuda kafa yoruyor ve bunları üniversitedeki öğrenci arkadaşlarıma aktarmaya çalışıyorum. Hatta Anadolu’nun birçok yerinden gelen öğrencilerin katkılarıyla çok keyifli ve faydalı bilgiler ediniyoruz. Bu konuda projeler üretmek ve hayata geçirmek için çalışmalara başladık.
Sanat yolculuğuna yeni başlayacak gençlere ne söylemek istersiniz?
Sanatın hem kendileri hem çevreleri için iyileştirici olduğunu hatırlatmak isterim. İyileşmeyi hem ruh ve zihinsel sıhhat hem de iyi kalpli insanlarla bir arada olmak anlamında düşünebiliriz. Hangi branşta olursa olsun, hayatımızda sanata yer açmamız gerektiğinin farkındayızdır diye umuyorum.
Ebru, duygusal bağ kurulan bir sanat. Sergiler, workshoplar ya eğitimler… sanatınızı geniş kitlelere ulaştırmak için siz hangisini tercih ediyorsunuz, neler yapıyorsunuz?
Aslında bunların hepsine ihtiyaç var çünkü hepsinin kitlesi farklılık gösterebiliyor. Ben yirmi yılı aşkın süredir üniversitede ders veriyorum. Farklı bölüm ve sınıflardan, değişim programıyla gelen çok sayıda yabancı öğrencim oldu. Ayrıca Türkiye’yi dünyanın birçok yerinde temsil etme şansı yakaladım. Oralarda yaptığım performans ve workshoplar da çok kıymetliydi.
Sanat ve eğitim odaklı ilerlediğiniz zaman, işin pazarlanması sürecini atlayabiliyorsunuz. Öyle ki sosyal medya hesaplarının yönetilmesi, bilinirliğin ve görünürlüğün artırılması için aynı dili konuşabildiğiniz iyi bir ekip gereksinimi ortaya çıkıyor. Aksi durumlarda kapalı devre bir döngünün içinde kulaktan kulağa dediğimiz yöntemle network genişliyor, sağlam oluyor ama çok yavaş ilerliyor. Bu sebeple önümüzdeki günlerde artebruistanbul hesaplarımda daha aktif, daha keyifli içerikler oluşturduğumuz çalışmaların paylaşılması için hazırlıklara başladık. Umarım kolaylıkla ve keyifle devam eder.
Gazianteplisiniz, Gaziantep’in yetiştirdiği değerli isimlerden birisiniz. Gaziantep sizin için ne ifade ediyor, hayatınızdaki yerinden bahseder misiniz?
Gaziantep benim çocukluğum ve ilk gençliğim, hâliyle unutulması mümkün olmayan zamanlarımı ifade ediyor. Babaannemin bahçesinde (hayat) yapılan aile kahvaltıları, kuzenler, aile büyükleri, Gaziantep Anadolu Lisesinde kazandığım derin dostluklar, bayramlar, şahane sofralar, salça tepsileri, ekmek pişirmeleri, Dayı Ahmet Ağa İlkokulu dönüşü Maarif kavşağı, Yeşilsu parkı, Bakırcılar çarşısı… Bunlar hayatımı çok şekillendirmiş ve sürekli içimi ısıtmıştır. Yurt içi ve yurt dışında “Gaziantepliyim” demekten hep gurur duydum. Özenilen, beğenilen, övgüyle bahsedilen bir şehrin evladı olmak beni hep onurlandırmıştır.
Mensubu olduğunuz bir dernek ya da sivil toplum kuruluşu var mı?
Geleneksel Sanatlar Derneği Yönetim Kurulundayım. Koç Üniversitesi EÇADEM, TEGV, Hayata Renk Ver Derneği gibi birçok kurum ve kuruluşla gönüllülük esasına dayalı ortak çalışmalar yapmaya çalışıyorum. Aktif rol alamasam da fırsat buldukça programlarına dâhil olduğum GALİST ve GALMED var.
