Yükleniyor...

En sert yargıç aynada mı? Kendimize karşı neden bu kadar acımasızız?

15 Nisan 2026

İnsanın en zorlu mücadelesi çoğu zaman dış dünyayla değil, kendi iç sesiyle verdiği savaştır. Klinik Psikolog Serra Yalkın Yıldırım, içimizdeki eleştirmenin kökenini, etkilerini ve kendimize karşı daha şefkatli olmanın neden bir güç olduğunu çarpıcı bir anlatımla ele alıyor.

İnsanın kendine söylediği sözlerin en derin yaraları da en güçlü iyileşmeleri de başlatabileceğini vurgulayan Klinik Psikolog Serra Yalkın Yıldırım, şunları söyledi: “En son ne zaman kendinize gerçekten anlayışla yaklaştınız? Bir hata yaptığınızda kendinize, “Olabilir, elimden geleni yaptım” dediğiniz oldu mu? Çoğu insan için bu cümleyi söylemek sandığımızdan çok daha zordur. Çünkü birçok kişinin iç dünyasında sürekli konuşan bir ses vardır. Küçük bir hatada bile kendini hemen gösteren bir ses: “Bunu nasıl yaparsın?”, “Yine beceremedin”, “Daha iyisini yapmalıydın.” Bu ses bazen o kadar güçlüdür ki, kişinin yaptığı tek bir hatayı günlerce zihninde tekrar tekrar oynatmasına neden olabilir. İlginç olan şu ki, çoğumuz başkalarına karşı bu kadar acımasız değildir. Bir arkadaşımız hata yaptığında onu yargılamaktan çok anlamaya çalışırız. Ona destek olur, hata yapmanın insan olmanın bir parçası olduğunu hatırlatırız. Ona şefkat gösteririz. Ancak konu kendimiz olduğunda aynı anlayışı göstermek çoğu zaman oldukça zor gelir. Birçok insan için en sert eleştirmen dışarıdaki insanlar değil, kendi iç sesidir.”

İçimizdeki eleştirmen nereden geliyor?

İçimizdeki bu sert sesin çoğu zaman bir anda ortaya çıkmadığını belirten Yıldırım, şu ifadeleri kullandı:

“Bu ses genellikle yıllar içinde, özellikle de çocukluk döneminde şekillenmeye başlar. Büyürken duyduğumuz bazı sözler zihnimizde iz bırakabilir: “Daha iyisini yapmalısın”, “Bu sana yakışmadı”, “Böyle yaparsan kimse seni sevmez”, “Başarılı olursan değerli olursun.”

Her çocuk görülmeye, anlaşılmaya ve koşulsuz kabul edilmeye ihtiyaç duyar. Ancak bazı çocuklar sevgiyi ve kabulü koşullu olarak deneyimleyebilir. Başarı olduğunda takdir, hata olduğunda eleştiri…

Zamanla bu dış sesler içselleşir ve kişinin kendi iç sesi haline gelir. Artık kimse söylemese bile kişi kendine söylemeye devam eder. Böylece içimizde görünmeyen ama oldukça güçlü bir eleştirmen oluşur. Bu eleştirmen bazen bizi daha iyi olmaya zorladığını düşündüğümüz bir ses gibi görünse de çoğu zaman aslında bizi yoran ve içsel olarak tüketen bir hale gelebilir.”

Bir danışanın hikâyesi

Bir danışanıyla yaşadığı anıyı paylaşan Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü: “Danışanım terapiye ilk geldiğinde kendisini en çok yoran şeylerden birinin “hiçbir zaman yeterli hissetmemek” olduğunu söylemişti. Dışarıdan bakıldığında oldukça başarılı bir hayatı vardı. İşinde iyi bir konumdaydı, sorumluluk sahibiydi ve çevresi tarafından güçlü biri olarak görülüyordu. Ancak küçük bir hata yaptığında günlerce kendini suçladığını anlatıyordu. Bir gün terapi sırasında iş yerinde yaptığı küçük bir hatadan bahsetti. Aslında kimse için büyük bir mesele değildi ama o günlerdir kendini suçladığını söyledi.

Konuşmanın bir yerinde, “Bazen kendime söylediğim şeyleri başka birine söylesem sanırım kimse benimle arkadaş kalmaz” dedi. Bu cümle oldukça çarpıcıydı. Ona basit bir soru sordum: “Aynı şeyi bir arkadaşın yapsaydı ona ne söylerdin?” Bir süre düşündü ve sonra şöyle dedi: “Muhtemelen çok büyütmemesini, böyle şeylerin herkesin başına gelebileceğini söylerdim.” Sonra kısa bir sessizlik oldu ve ardından şu cümleyi söyledi: “Garip olan şu… başkalarına karşı bu kadar anlayışlıyken kendime karşı hiç değilim.” Aslında bu durum pek çok insan için oldukça tanıdıktır.”

Sert eleştiri gerçekten geliştirir mi?

Birçok kişinin kendine sert davranmanın gelişim için gerekli olduğuna inandığını vurgulayan Yıldırım, “İçimizdeki eleştirmenin bizi daha iyi olmaya zorladığını düşünürüz. Ancak psikoloji alanındaki araştırmalar bunun çoğu zaman tam tersini gösteriyor. Sürekli kendini eleştiren kişilerde utanç, yetersizlik ve kaygı duyguları daha yoğun yaşanabilir. Bu duygular ise kişinin öğrenmesine yardımcı olmak yerine çoğu zaman onu daha da içe kapatabilir. Kendini sürekli yargılayan bir zihin çoğu zaman gelişmeye değil, kendini savunmaya odaklanır. Buna karşılık kendine karşı daha anlayışlı olan kişiler hata yaptıklarında kendilerini tamamen değersiz hissetmek yerine o deneyimden öğrenmeye daha açık olabilir” diye konuştu.

Öz şefkat: Zayıflık değil psikolojik güç

Toplumda öz şefkatin bazen yanlış anlaşılabileceğini kaydeden Yıldırım, “Bazı insanlar kendine nazik davranmanın insanı tembelleştireceğini ya da sorumluluktan uzaklaştıracağını düşünebilir. Oysa öz şefkat tam tersine psikolojik dayanıklılığın önemli bir parçasıdır. Öz şefkat, zor bir an yaşadığımızda kendimize şu şekilde yaklaşabilmektir: “Şu an zor bir durum yaşıyorum”, “Bunun beni üzmesi çok anlaşılır”, “Elimden geleni yaptım.” Bu yaklaşım hataları yok saymak değildir, aksine hatalara daha sağlıklı bir yerden bakabilmeyi sağlar. Çünkü insan kendini sürekli yargıladığında değil, anlaşıldığını hissettiğinde değişime daha açık hale gelir” ifadelerini kullandı.

Kendimize biraz daha nazik olmak

“Hayat zaten çoğu zaman yeterince zorlayıcıdır” diyen yıldırım, “Buna rağmen birçok insan en sert mücadeleyi dış dünyayla değil, kendi iç sesiyle verir. Belki de zaman zaman kendimize şu cümleyi hatırlatmamız gerekir: “Ben de insanım.” “Zorlanabilirim.” “Elimden geleni yapıyorum.” Çünkü bazen iyileşmenin ilk adımı, kendimize biraz daha nazik davranmayı öğrenmektir. Ve bazen bir insanın en çok ihtiyaç duyduğu şey, kendi içinden gelen yargı değil; anlayıştır” dedi.

Sosyal Medyada Paylaş
GÜLŞAH SERT
Ekli Görseller