- Şehitkamil / Gaziantep
- +90 (342) 232 80 81
- info@cemiyet.com.tr
Düğün öncesi beslenme ve stres kontrol edilmeli
25 Mayıs 2026Düğün hazırlığı sadece detayların değil, bedenin ve ruhun da uyum içinde olması gereken özel bir süreç… Diyetisyen Duygu Bilir Kale Akınal, gelin adaylarının bu yoğun dönemde karşılaştığı stresin beslenme üzerindeki etkilerine dikkat çekerken, sağlıklı ve sürdürülebilir bir yol haritasının önemini vurguluyor.
Diyetisyen Duygu Bilir Kale Akınal, söyleşisinde düğün öncesinde yapılabilecek doğru planlama ve bilinçli alışkanlıklarla hem formda hem de iyi hissetmenin mümkün olduğunu anlatıyor.
Duygu Hanım sizi tanıyabilir miyiz?
Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü 2006 mezunuyum. Meslek hayatımda idari görevlerde bulunsam da aktif olarak 20 yıldır klinik diyetisyen olarak çalışıyorum. Bilim durmadan gelişmekte, bu sebeple bütüncül ve fonksiyonel beslenme uzmanlığı, probiaclass-probiyotik prebiortikl mikrobiyata uzmanlığı, bireyselleştirilmiş beslenme diyetisyenliği gibi eğitimler ile mesleğimin son gelişmelerini takip etmekte ve uygulamaktayım.
Sizce gelin adayları düğüne hazırlık aşamasında beslenme konusunda nelere dikkat etmelidir?
Bu süreçteki beslenmeyi anlatırken metabolizmada oluşan farklılıklara da bakmak lazım. Çok güzel bir düğün hayali, çeyiz süreci veya yaşayacakları evi dekore ederken; çiftlerde stres ve kaygı baş göstermektedir. Özellikle hassas ve alerjik yapılı kişiler bu durumdan daha çok etkilenmektedir. Stres, kaygı, endişe; kortizol ve adrenalin gibi katabolik hormonlar salınımını artırır ve bu durum uzun periyotta devam ederse; uykusuzluk, insülin dengesinde bozukluk, bağışıklık sisteminin baskılanması, immünel reaksiyonlar, cilt sorunları ve ödem gibi sonuçlar doğurabilir. Kortizol artması, TSH (metabolizma hız kontrolü) gibi bazı hormonları baskılar, yağ depolaması artar, insülin direnci oluşur ve kilo problemi başlar. Bu yadsınamayacak durum bizi, son ay ‘kilo aldım sendromu’ ile karşılaştırır. Çok sık karşılaştığım bu durum gelin adaylarını acil çözümler bulmaya iter. Ki bu yüksek olan kortizol hormonu zayıflamayı daha zor bir duruma sokar. İkinci bir durum ise yeni aileye dahil oluyor olmanın getirdiği uyum sorunlarının yaratığı stres ve kaygıdır. Yakın arkadaşları ve aile de bu durumlardan etkilenmekte ve benzeri metabolik sendromlarla karşılaşmaktadır.
Peki bu durumda ne yapmak gerekir? Stres ve kaygı etkenli kilo alımı nasıl engellenebilir?
Stres hormonunu dengeleyecek, genetik yatkınlıklarınıza ve yaşam standartlarınıza göre bir diyet planlanmalıdır. Ve en azından 3 ay önceden bu süreç başlatılmalıdır. Bunun yanında psikolojik destek veya alternatif terapiler ile bu psikolojik durumun yükü azaltılmalıdır. Doğa yürüyüşleri, hobiler de anda kalmanızı ve stres hormonların salınımını azaltabilir. Çünkü bu durum basite alınmamalıdır. Özellikle evlilik sonrası yükselen kortizol hemen azalmadığı için kilo artışı devam eder. Hatta bu durum, ‘kocasının ekmeği kendine yaradı’ gibi deyimler ile pekiştirilir. Bu süreçte de evlilik sonrası kilo verilmez ise üstüne gelen hamilelik ile kilo verme sorunu daha da büyüyecektir.
Dediğiniz gibi hızlı kilo verme isteği oldukça yaygın. Sağlıklı ve sürdürülebilir bir şekilde forma girmek için nasıl bir yol izlenmeli?
Zayıflamaya yönelik veya tercihlerimiz ile yaptığımız beslenme hatalarımızın bedelini 35 yaşından sonra ödemeye başlıyoruz. Bu sindirim sistemi problemlerinden tutun da kansere kadar çok geniş bir yelpaze. Tabii ki 20’li yaşlarındaki biri için 40-50’li yaşlarındaki vücut sağlığı ve bütünlüğü çok önem arz etmeyebilir veya kişi, ‘Bir aylık bir hatadan bir şey olmaz’ diyebilir. Ama emin olun kredilerimizi çok stresli bir yaşam ile zaten fazlasıyla kullanıyoruz. Bir sağlıkçı olarak ilk önerim her zaman vücudunuzu korumanızdan yana olacaktır. Özellikle başta anlattığım gibi sınav stresi, evlilik dönemi stresi, yakınlarınızın hasta olması stresi gibi çok farklı durumlarda danışanlarım ile çalıştım. Evlilik planlamasında kilo kontrolünün de planlama listenizde kesinlikle olması gerektiğini düşünüyorum. En az 3 ay öncesinden diyet programına başlanmasından yanayım. Tabii ki bu sosyal yaşamınızda hareket alanı sağlayacak, kortizonu baskılayacak, fonksiyonel bir diyet olmalıdır. Hem stres yönetimi hem bağışıklık sisteminin güçlenmesi hem de mutluluk hormonlarının dengeli salgılanabilmesi için spor her zaman olması gerektiği gibi hayatınızda olmalıdır; ancak ağır sporlar ile kas artışından kaçınmak da önemlidir.
Karşılaştığım ve uygulamak zorunda kaldığım durumlarda son ay çözümleri; muhtemel kortizol yüksekliği ve yüksek stres ile ilişkili daha spesifik diyetlerin kullanımını gerektirir. Vücut daha çok yorulur, kiloyu koruma oranı düşer. Yo-yo sendromunun temellerini atmaya başlarız. Yo-yo sendromu yani metabolizmanın yavaşlaması, kas kaybı, yağlanmanın artması, insülin direnci veya kalp-damar hastalıkların temellerini oluşturur.
Başta stres hormonlarından, alerjik bünyelerden ve cilt reaksiyonlarından bahsettiniz… Bunu açabilir misiniz?
Beslenme ve cilt sağlığı arasındaki ilişkiyi anlatayım. Özelikle oto immün hastalığı (Artirit, tiroit vs) ve alerjik hastalığı (saman nezlesi, egzema, sedef vs) olan kişiler stres hormonlarının değişikliklerinden, stres ve kaygıdan, hava ve basınç değişimlerinden, paket ürünlerinden, glütenden daha çok etkilenirler. Yani bu tür bir rahatsızlığınız veya yatkınlığınız var ise stres karşısında daha belirgin sonuçlar ile karşılaşırsınız. Stres Gül, egzema, sedef gibi hastalıkları artırabilir veya genetikteki yatkınlığı çıkartabilir. Stresin uzun dönem devam etmesi döküntüler, üst solunum yolu enfeksiyonların sıklaşması, şişkinlik, kabızlık gibi semptomlara da sebep olabilir. Stres anında kortizon ciltteki yağ bezlerinin daha çok yağ üretmesini sağlar ve bu sebeple sivilcelenme artabilir. Kortizol salınımın artması ile baskılanan bağışıklık cilt enfeksiyonları artırabilir. Yüksek kortizon seviyesi ciltten salgılanan kolajen salınımını baskılar. Tabii ki cilt sağlığını sadece kortizola indirgemek doğru değildir. Dengeli bir diyet ile yağ örüntüsüne dikkat edilmeli, fast food besinlerden, paketli ürünlerden kaçınılmalıdır. İnsülin dengelemek, korzitol hormonu baskılamak ve tiroit hormonların daha rahat salınımını destekleyecek bir diyet planlamak gerekir. Bunun yanında özelikle B gurubu vitaminleri olmak üzere D, C, A, K vitaminleri ve antioksidanlara dikkat edilmelidir.
Kilo vermede son önerileriniz ne olabilir?
Öncelikle ne olursa olsun problem büyümeden çözmek en kolayıdır. Yani kilo katılaşmadan, vücut hafızasında kalmadan çözmek her zaman en iyi çözümdür. Fazla kiloyu bedeniniz de ne kadar uzun süre tutarsanız, vücut direnci o kadar çok olacaktır. Kilo vermede özellikle D, mg, kalsiyum, b12, demir çok önemlidir. Bu vitamin ve mineralleri eksikliğinde zayıflamak ve yağdan vermek oldukça zordur. Uzun süre vitamin eksiklikleri vücudumuzun yapması gerekli görevleri yapmamasına ve daha ileride hastalığın temellerini oluşturmaktadır.
