- Şehitkamil / Gaziantep
- +90 (342) 232 80 81
- info@cemiyet.com.tr
Psikiyatrist Dr. Emrah Yıldız ile ruhun derinliklerine yolculuk
19 Ocak 2026Psikiyatrist Dr. Emrah Yıldız, depresyon, kaygı bozuklukları, panik atak ve Obsesif Kompulsif Bozukluk gibi sık görülen ruhsal sorunların yanı sıra, bu sorunlara sunduğu yenilikçi çözümlerle dikkat çekiyor. Geleneksel psikiyatri yaklaşımlarının ötesine geçerek, Deep TMS (Derin Transkraniyal Manyetik Uyarım) gibi ileri nöroteknolojik yöntemleri yapılandırılmış psikoterapi süreçleriyle birlikte yürüten Dr. Yıldız, tedavide ‘tek tip’ reçeteler yerine kişiye özel planlamaların altını çiziyor.
‘Hastalık yoktur, hasta vardır’ prensibiyle hareket ettiğini belirten Dr. Yıldız, psikiyatrinin tıbbın en çok ‘insana dokunan’ dalı olduğunu, dolayısıyla uygulanan tüm tedavilerde güvenin esas alındığına dikkat çekiyor. Kliniğinde, danışanların kendini evinde hissettiği, en mahrem sırlarını bile gönül rahatlığıyla paylaşabildiği bir atmosfer sunduklarını ifade eden Dr. Yıldız, “Ruhunuza yatırım yapmak, kendinize yapabileceğiniz en büyük yatırımdır” diyor ve ruhsal problemlerin giderilmesinde profesyonel destek almanın önemini vurguluyor.
Dr. Emrah Yıldız ile psikiyatride güven ve empati kavramlarının neden tedavinin merkezinde yer aldığını, teknoloji ile insan temasının nasıl dengelendiğini, ruh sağlığına dair hâlâ varlığını sürdüren önyargıları ve modern çağın en yaygın ruhsal sorunlarını konuştuk. Aynı zamanda psikiyatrinin geleceğine dair vizyonunu ve zihinsel iyilik halini sürdürülebilir kılmanın yollarını ele aldık.
Kliniğinizde hangi alanlarda hizmet veriyorsunuz? Özellikle yoğunlaştığınız tanı ve terapi alanları var mı?
Kliniğimizde, insan ruhunu biyolojik, psikolojik ve sosyal bir bütün olarak ele alan kapsamlı bir yapı kurduk. Elbette depresyon, kaygı bozuklukları (anksiyete), panik atak ve Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) gibi sık görülen rahatsızlıklar ana gündemimizde. Ancak bizi farklı kılan, sadece ‘tanı koyup ilaç yazan’ bir yer olmamamız.
Özellikle ilaca dirençli vakalarda ve geleneksel yöntemlerle tam sonuç alamadığımız durumlarda devreye giren ileri teknolojilere yoğunlaşıyoruz. Bu noktada Deep TMS (Transkraniyal Manyetik Uyarım) teknolojisi ve yapılandırılmış psikoterapi süreçleri kliniğimizin iki ana sütununu oluşturuyor. Amacımız, danışanımızı sadece semptomlarından kurtarmak değil, yaşam kalitesini maksimuma çıkarmak.
Kliniğinizde benimsediğiniz temel prensip ve ‘önce şu olmalı’ dediğiniz bir yaklaşım var mı?
Bizim için temel prensip şudur; "Hastalık yoktur, hasta vardır." Herkesin hikayesi parmak izi kadar benzersiz. Bu yüzden kliniğimizin kapısından giren kişi önce bir ‘dosya’ değil, bir ‘insan’dır.
Önce ‘anlaşılmak’ olmalı. Bir danışan, hekiminin kendisini gerçekten duyduğuna ve yargılamadan anladığına inanmazsa, dünyanın en iyi ilacını ya da en son teknolojisini de kullansanız tedavi eksik kalır. Biz önce güvenli alanı inşa ediyor, bilimin ışığını bu güvenin üzerine kuruyoruz.
Her bireyin ruhsal yolculuğu farklı… Danışanlarınıza özel yaklaşımlar benimserken hangi kriterleri göz önünde bulunduruyorsunuz?
Tedaviyi ‘terzi işi’; kişiye özel planlıyoruz. Standart protokoller yerine, kişinin yaşam tarzını, stres faktörlerini, biyolojik altyapısını ve beklentilerini masaya yatırıyoruz.
Burada teknolojinin gücünden de faydalanıyoruz. Eğer kişinin biyolojik bir desteğe (TMS veya ilaç) ihtiyacı varsa bunu belirliyor, eğer süreç daha çok duygusal düğümlerin çözülmesiyle ilerleyecekse psikoterapi ağırlıklı bir rota çiziyoruz. Kısacası kriterimiz; kişinin en hızlı ve en kalıcı iyilik haline nasıl ulaşacağıdır.
Tedavi sürecinde güven ilişkisi, iletişim dili ve empati nasıl bir rol oynuyor?
Psikiyatri, tıbbın en çok ‘insana dokunan’ dalıdır. Güven, bu sürecin yakıtıdır. Biz kliniğimizde, danışanımızın kendini evinde hissettiği, en mahrem sırlarını bile gönül rahatlığıyla paylaşabildiği bir atmosfer sunuyoruz. Empati bizim için bir teknik değil, mesleki duruşumuzun omurgasıdır. İyileşme, danışanın doktoruna inandığı o ilk anda başlar; ilaçlar ve terapiler bu süreci takip eder.
Klasik yöntemlerin dışında alternatif veya yenilikçi yaklaşımlara bakış açınız nedir?
Bilim yerinde durmuyor ve biz de kliniğimizde dünya standartlarını yakından takip ediyoruz. Klasik yöntemler (ilaç ve konuşma) hala çok kıymetli, ancak bazen yetersiz kalabiliyorlar. İşte burada yenilikçi yaklaşımlar devreye giriyor.
Özellikle kliniğimizde aktif olarak kullandığımız Deep TMS (Derin Transkraniyal Manyetik Uyarım) teknolojisinden bahsetmek isterim. Bu yöntem, beyindeki sinir hücrelerini manyetik alanla uyararak, özellikle ilaca yanıt vermeyen depresyon ve takıntı (OKB) tedavisinde çığır açan sonuçlar sunuyor. İlaçsız, yan etkisiz ve ağrısız bir yöntem olması danışanlarımız için büyük bir konfor. Biz, bilimin sunduğu bu tür ‘kanıtlanmış’ yenilikleri kliniğimize entegre ederek, danışanlarımıza "başka bir yol daha var" diyebilmenin mutluluğunu yaşıyoruz.
Psikiyatri ve psikoterapinin birlikte yürütüldüğü bir yaklaşımı benimsiyor musunuz? İlaç tedavisi ve terapi dengesini nasıl sağlıyorsunuz?
Kesinlikle, ikisi bir kuşun iki kanadı gibidir; tek kanatla uçmak zordur. İlaç veya TMS tedavisi, beynin biyolojik dengesini düzenleyerek kişiyi terapiye hazır hale getirir. Psikoterapi ise bu biyolojik iyileşmeyi, kişinin düşünce yapısını ve davranışlarını değiştirerek kalıcı hale getirir.
Kliniğimizde hem hekim bakış açısıyla biyolojik süreci yönetiyor hem de profesyonel psikoterapi desteğiyle kişinin içsel yolculuğuna eşlik ediyoruz. Bu dengeyi kurduğumuzda, nükslerin azaldığını ve iyileşmenin çok daha köklü olduğunu görüyoruz.
Günümüzde en sık karşılaştığınız ruhsal problemler nelerdir?
Modern çağın getirdiği hız ve belirsizlik, en çok kaygı bozuklukları (Anksiyete) ve tükenmişlik sendromu olarak karşımıza çıkıyor. İnsanlar ‘yetişememe’ ve ‘yetersizlik’ hissiyle boğuşuyor. Ayrıca pandemiden miras kalan bir depresif ruh hali ve sosyal izolasyon da hala sıkça gördüğümüz tablolardan. Ancak sevindirici olan şu ki; artık insanlar bu sorunları saklamak yerine çözüm aramaya daha istekli.
Ruh sağlığı konusunda destek almak hala bazı çevrelerce tabu olarak kabul ediliyor. Önyargıları kırmak konusunda neler söylemek istersiniz?
Şunu net bir şekilde söylemeliyim ki ruhunuza yatırım yapmak, kendinize yapabileceğiniz en büyük yatırımdır. Nasıl ki dişiniz ağrıdığında diş hekimine gitmek bir zayıflık değilse, ruhunuz yorulduğunda psikiyatriste gelmek de öyle değildir.
Aksine, bu bir güç göstergesidir; "Ben kendime değer veriyorum ve sorunumu çözmek istiyorum" demektir. Cemiyet hayatında veya iş dünyasında başarılı olmuş pek çok ismin, mental dayanıklılıklarını bu desteklere borçlu olduğunu biliyoruz. Biz bu önyargıları, sunduğumuz profesyonel ve sonuç odaklı hizmetle her gün biraz daha kırıyoruz.
Ruhsal dengesini korumaları açısından okuyucularımıza küçük ve etkili tavsiyelerde bulunsanız bunlar ne olurdu?
Durmayı öğrenin: Gün içinde kendinize sadece ‘durduğunuz’ 10 dakikalar ayırın. Sürekli koşarak ruhunuzu geride bırakmayın.
Bağ kurun: Sanal değil, gerçek göz teması kurduğunuz ilişkilerinize zaman ayırın.
Uykunuza saygı duyun: Ruhsal onarımın en büyük kısmı uykuda gerçekleşir.
Profesyonel destekten korkmayın: İşler sarpa sarmadan, koruyucu hekimlik adına kapımızı çalın. Bazen küçük bir dokunuş, büyük krizleri önler.
Kliniğinizin gelecek vizyonunda neler var? Teknolojinin psikiyatrideki yerini nasıl görüyorsunuz?
Psikiyatri artık sadece ‘konuşma’dan ibaret bir alan değil, nörobilimin ve teknolojinin kalbinde yer alıyor. Kliniğimizin vizyonu, Türkiye'de ve dünyada gelişen nöromodülasyon (beyin uyarımı) tekniklerinin öncüsü olmak. Deep TMS bunun ilk ve en güçlü adımıydı. Gelecekte, kişiye özel genetik analizler ve beyin haritalama teknikleriyle entegre edilmiş, hata payı minimize edilmiş tedaviler sunmaya devam edeceğiz. Hedefimiz, kliniğimizi sadece bir tedavi merkezi değil, bir "mental wellness" (zihinsel iyilik hali) üssü haline getirmek.
Özellikle Deep TMS gibi ileri teknolojilerin genellikle sadece büyük metropollerde olduğu düşünülür. Sizin bu teknolojiyi bölgenize getirmeniz, hastalarınız için nasıl bir avantaj sağlıyor?
Bu çok kritik bir nokta... Eskiden hastalarımız bu kalitedeki tedavilere ulaşmak için İstanbul veya Ankara gibi şehirlere gitmek, yol ve konaklama stresiyle uğraşmak zorundaydı. Biz, dünya standartlarındaki Deep TMS teknolojisini ve güncel tedavi protokollerini danışanlarımızın ayağına getirdik. Artık şifa aramak için kilometrelerce yol gitmelerine gerek kalmadı; evlerine, ailelerine yakın olarak, kendi konfor alanlarından kopmadan bu üst düzey hizmete ulaşabiliyorlar. Bölgenin sağlık üssü olma iddiamız da tam olarak bu vizyondan besleniyor.
Genellikle psikiyatri klinikleri soğuk ve hastane ortamlarını akla getirir. Siz de oldukça konforlu kliniğinizle hizmet veriyorsunuz. Kliniğinizin fiziksel atmosferi ve danışanlarınıza sunduğunuz konfor alını hakkında neler söylersiniz?
Bu algıyı yıkmak, kuruluş aşamasındaki en büyük hayalimizdi ve bunu başardık. Kliniğimiz, bir hastane koridorundan ziyade, huzurlu bir yaşam alanı estetiğiyle tasarlandı. Bekleme alanlarından görüşme odalarına kadar her detayda ferahlık, konfor ve mahremiyeti ön planda tuttuk. Danışanımız kapıdan girdiği anda o klinik gerginliğini değil, "güvende olduğu" hissini yaşasın istiyoruz. Çünkü iyileşme, kendinizi huzurlu hissettiğiniz yerde başlar. Biz burada sadece tıbbi bir hizmet değil, ruhu dinlendiren bir deneyim alanı sunuyoruz.
Ruhsal hastalıklar sadece bireyi değil, aileyi de etkileyen süreçler. Kliniğinizde hasta yakınlarına yönelik bir bilgilendirme veya destek mekanizması işliyor mu?
Kesinlikle. Tedavi sürecini bir sacayağına benzetirsek; hekim, hasta ve hasta yakını bu ayakları oluşturur. Biri eksikse sistem devrilir. Kliniğimizde hasta yakınlarını sürecin dışında bırakmıyoruz; şeffaflık ilkesiyle, hasta mahremiyetine sadık kalarak onları da eğitiyoruz. Hastalarına nasıl yaklaşmalılar, kriz anında ne yapmalılar, evdeki atmosfer nasıl olmalı? Bu konularda aileye verdiğimiz danışmanlık, hastamızın iyileşme hızını doğrudan artırıyor. Biz sadece bireyi değil, o evin içindeki huzuru da tedavi etmeyi amaçlıyoruz.
Yoğun bir iş temposuna sahip veya şehir dışından gelmek isteyen danışanlarınız için randevu ve tedavi planlamasında nasıl kolaylıklar sağlıyorsunuz?
Zamanın herkes için ne kadar kıymetli olduğunun farkındayız. Bu yüzden kliniğimizde "bekletme" kültürünü minimuma indiren, dinamik bir randevu sistemi kullanıyoruz. Özellikle şehir dışından gelen veya yoğun çalışan danışanlarımız için tedavi seanslarını (özellikle TMS gibi günlük uygulamaları) onların yaşam akışını bozmayacak şekilde, en efektif saatlere göre planlıyoruz. Kliniğimize ulaştıkları ilk andan itibaren, profesyonel ekibimiz tüm süreci onlar adına organize ederek, onların sadece "iyileşmeye" odaklanmasını sağlıyor.
Son olarak, bu röportajı okuyan ve kliniğinize gelmek için bir adım atmayı düşünenlere "ilk mesajınız" ne olurdu?
Onlara mesajım şu: "Ertelediğiniz şey randevunuz değil, hayatınızın geri kalanı olmasın." Bazen en zor adım, o telefonu elinize alıp randevu oluşturmaktır. Ama inanın, o kapıdan içeri girdiğinizde "İyi ki gelmişim" diyeceksiniz. Biz buradayız, tüm donanımımız, tecrübemiz ve güler yüzümüzle sizi dinlemeye ve bu yükü omuzlarınızdan almaya hazırız. Yalnız değilsiniz, çözüm hemen yanı başınızda.
