Yükleniyor...

Tiyatro hayatıma anlam katıyor

14 Mart 2025

Tiyatro ile lise yıllarında tanışan Ayşe Sevil Atıcı, bugün kurucusu olduğu ve ‘Hep hayalini kurdum’ dediği Mavi Sanat Tiyatrosu'nda hem oyunculuk hem yönetmenlik yapıyor. Oynadığı oyunlarla en iyi kadın oyuncu ödülleri alan, aynı zamanda eğitimcilik de yapan Atıcı, tiyatroyla tanışmasını, tiyatronun hayatındaki yerini ve Mavi Sanat Tiyatrosu’nun kuruluş hikayesini Cemiyet için anlattı…

Sizi tanıyabilir miyiz?

1990 yılında Gaziantep’te doğdum. İlköğrenimimi İstanbul’da, ortaokul ve lise eğitimimi Gaziantep’te tamamladım. Küçük yaşlarda tiyatroya ilgi duymaya başladım ve lise son sınıfta Gaziantep Şehir Tiyatrosunun seçmelerine katıldım. Eğitim almaya hak kazanmamla birlikte tiyatro yolculuğum başladı. 2008-2009 sezonunda Haldun Taner’in ‘Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım’ adlı oyunu ile Gaziantep Şehir Tiyatrosu bünyesinde ilk sahnemi aldım. Sonrasında Beykent Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Oyunculuk Bölümünü kazanıp eğitime hayatıma İstanbul’da devam ettim. İstanbul’da çeşitli projelerde rol aldıktan sonra Gaziantep’e dönerek tiyatro hayatımı burada sürdürmeye karar verdim. Döndüğüm dönem birbirinden farklı zamanlarda üç farklı ekiple oyun oynadım ve 2012 yılında tekrar Gaziantep Şehir Tiyatrosunda oyuncu olarak tiyatro yapmaya başladım. Bu sırada Çağdaş Drama Derneğinden Yaratıcı Drama Liderlik eğitimleri alıp kendimi bu alanda da geliştirdim ve eğitimler vermeye başladım. Uzun yıllardır Gaziantep Kolej Vakfında drama öğretmeni olarak çalışıyorum. Aynı zamanda Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosunda oyuncu olarak tiyatroya devam ediyorum.

Mavi Sanat Tiyatrosu kurucususunuz. Nasıl doğdu, anlatır mısınız?

Şehir Tiyatrosunun 2014 yılında kapanması ile hep hayalini kurduğum Mavi Sanat Tiyatrosunu gündeme getirdim. Şehir Tiyatrosundan birkaç oyuncu arkadaşım da bu fikrimi destekledi ve Mavi Sanat Tiyatrosu eğitmen ve oyuncularından Çağrı Sefa Kılıç’ın da büyük desteği ile her şeyini bizim dekore ettiğimiz, sahnesini bile ellerimizle yaptığımız Mavi Sanat Tiyatrosunu 2014 yılında ekip arkadaşlarımızla birlikte kurduk. Her yıl en az iki yetişkin ve bir çocuk oyunu ile aktif olarak tiyatro yapmaya başladık. Repertuarımız, sıradan olmayan oyun türlerini içeriyordu. Gaziantep seyircisine farklı lezzetler sunmayı hedefliyorduk. Nitekim yoğun çabamızın sonucunda yönetmenliğini yaptığım Eugene Ionesco’nun ‘Kel Kantocu’ oyunu ile absürt tiyatro örneğini seyircimize sunduk. Gaziantep seyircisine absürt tiyatro hakkında bilgi veren kısa mektuplar hazırlayarak onları alışılagelmişin dışında bir türle karşılaştırmanın mutluluğunu yaşadık. Bu esnada temel oyunculuk eğitimlerini devam ettirdik. Aynı zamanda sanat evimizde çocuklar ve yetişkinler için yaratıcı drama dersleri; akabinde alanında uzman hocalardan resim, gitar, bağlama, bateri, yaratıcı yazarlık ve dans tiyatrosu derslerinin verilmesine vesile olduk. Sanat evimiz hızla büyümeye devam ederken bir yandan oyunculuk eğitimlerimiz kurlar şeklinde devam etti. Öte yanda hem oda tiyatrosu yapıp hem büyük tiyatro sahnelerinde oynamaya devam ediyorduk.

2017 yılında yine farklı bir kara mizah türü olan Roland Topor’un yazdığı ‘Masanın Altında’ adlı oyunun hem yönetmenliğini hem oyunculuğunu yaptım. Gaziantep’te büyük ses getiren bu oyunla, Uluslararası Ankara Tiyatro Festivalinde, başrolü paylaştığım Çağrı Sefa Kılıç ile birlikte ‘En İyi Kadın Oyuncu’ ve ‘En İyi Erkek Oyuncu’ ödüllerine layık görüldük. 2018 yılında yine Direklerarası Seyirci Ödülleri kapsamında ‘Adviye’ oyunundaki Adviye karakteri ile ‘En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’ne layık görüldüm. Hiçbir zaman ‘ödül alırız’ niyeti ile hazırlamadığımız oyunla ödül almak bizi onore etti.

Tiyatroyla ne zaman ve nasıl tanıştınız?

Tiyatro ile gerçek anlamda lise son sınıfta tanıştım. Derslerim çok iyiydi ve okul birincisiydim ancak oyunculuk bölümü okumaya karar verdim. İlk başta öğretmenlerim derslerim bu kadar iyiyken bu kararıma sıcak bakmasa da ben Gaziantep Şehir Tiyatrosunun oyuncu seçmelerine katılıp kursiyer olarak alındım. Tiyatro, başladığım ilk günden beri sanki var olma amacımı belirliyor. Aynı bedende başka karakterleri yorumlayıp o karakteri düzgün bir şekilde giyebilmek, ona anlam yüklemek benim de hayatıma anlam katıyor. Kendimi her defasında başka kimliklere büründürüp farklı şekillerde ifade etmenin vermiş olduğu duygu paha biçilemez. Yüzlerce kez sahneye çıkmak ve her defasında aynı heyecanla orada olmak ve her oyunda “Buraya aitim!’’ diyebilmek çok güzel. En güzeli de beraberinde getirdiği tüm zorlukları göğüsleyip, pes etmeden yoluma devam etmeyi çok seviyorum. Yolumu çok erken yaşta bulduğum, bu yolda hiç pes etmeden ve ara vermeden devam ettiğim için çok mutluyum.

Var mıydı ailenizde tiyatroyla ilgilenen?

Ailemde tiyatroyla ilgilenen kimse yok aslında. Annem iyi bir izleyicidir. Tiyatro kültürü olan biridir. Ve bana hep destek oldu. Ama ailemde sahneye çıkan, bu işi icra eden ilk ben oldum.

Sizin idolünüz kimdi? Kiminle aynı sahnede olmayı hayal ettiniz?

İdolüm çocukluğumdan beri Haluk Bilginer. Bir gün onunla sahneye çıkmayı çok istiyorum. Onunla tanışma fırsatı bulup kendisine de bu düşüncemi söylediğimde, ‘Neden olmasın? ‘ demişti. Bunun hayali bile beni mutlu ediyor.

Sahnede sizi en çok etkileyen rolünüz hangisiydi?

20’li yaşlarımın başındayken, özel bir tiyatro ekibine sadece destek için gittiğimde Brecht’in ünlü oyunu ‘Carrar Ananın Tüfekleri’ oyununda ‘Anne’ rolü ile başrol almıştım. Henüz yaşım çok gençken bu kadar deneyim isteyen bir rolü üstlenmek bana hem ağır hem de iyi gelmişti. Sonunda başarmış olacaktım. Bu oyun ağır dram unsurları içeriyordu. Bir gün oyun çıkışı bir kadın izleyici beni tebrik etmeye geldi, ‘Ben oyunu oyunculuğunuzla görmeden gördüm’ dedi, çok etkilendim. Meğer görme engelliymiş. Bu duyguyu o izleyicinin yüreğine işlemek, beni yaptığım işe karşı motive etmişti.

Eğitim de veriyorsunuz. Sizden kimler, hangi eğitimi alabilir?

Hem çocuklar hem de yetişkinler için temel oyunculuk ve yaratıcı drama eğitimleri veriyoruz. Eğitimin bitebilen bir şey olmadığına inandığım için alanımda kendimi geliştirmeye adadım. Oyunculuk ve yönetmenlik yolculuğumda “Kendime daha fazla ne katabilirim?’’ diye düşünürken bir eğitim ilanına rastladım. Bu ilanda Jack Nicholson ve Brad Pitt gibi ünlü Hollywood yıldızlarının oyuncu koçu olan ve benim idolüm Eric Morris’in Türkiye’ye geleceğini öğrendim. Hemen eğitim seçmelerine katıldım. Eğitim kriterlerine uygun görüldüm ve dolu dolu bir ‘Morris Sistemi Eğitimi’ geçirdim. Meltem Cumbul, Lale Mansur, Halit Ergenç, Kıvanç Tatlıtuğ gibi ünlü isimlerle bu eğitimi deneyimleme fırsatına eriştim. Bununla kalmayıp 2020’de Çağdaş Drama Derneği’nde drama liderliğimi tamamlayıp ‘Eric Morris Oyunculuk Sistemi Temel Tekniklerinin Yaratıcı Drama Yöntemi ile İşlenmesi’ adlı bir proje yazdım. Türkiye’de bu sistemi tanıtan ilk proje olarak kayıtlara geçmesi benim için çok kıymetliydi. Şimdi ise bu sistem üzerine hala yoğun çalışıp, yetişkinlerle bu teknik üzerine oyunculuk eğitimleri vermekteyim.

Şu an sahnelediğiniz bir oyun var mı? Bahseder misiniz?

Mavi Sanat Tiyatrosu olarak her yıl iki farklı yetişkin oyunu sahneliyoruz. Yakın zamanda sezonu Uğur Saatçi’nin Yeşilçam adlı oyunu ile açtık. İki oyunumuzu da kapalı gişe oynadık. Büyük beğeni alan oyunumuz seyirciye hem keyifli hem de nostaljik anlar yaşattı.

Tiyatro mesaj vermeli mi, nedir tiyatronun rolü günümüzde?

Tiyatro, eğlendirmek kadar düşündürmek ve mesaj vermek gibi önemli bir misyona da sahip. Günümüzde tiyatro, toplumsal olaylara ayna tutan, farkındalık yaratan ve insanları düşündüren bir sanat dalı olarak büyük önem taşıyor.

Oynamak istediğiniz özel bir karakter var mı?

Hep oynamak istediğim Anton Çehov’un yazdığı Martı oyunun Nina karakteriydi. Konservatuar sınavlarına hazırlanırken de ilk çalıştığım tirad Nina’nındı. Genel anlamda olabildiğince farklı rollerde oynamayı ve deneyimlemeyi çok seviyorum. Seçtiğim oyunlarda da buna özen gösteriyorum.

Tiyatro dışında neler yapıyor, nelerden besleniyorsunuz?

Müzikle ve edebiyatla ilgileniyorum. Çocukken gitar çalardım, konserlere çıkardım. Hala ara ara alırım elime gitarımı. Bateri çalmaktan hoşlanıyorum. Vaktim oldukça tenis oynuyorum. Doğa yürüyüşleri yapmayı, gezmeyi ve üretmeyi çok seviyorum. Bir oyuncu bence farklı alanlardan da beslenmeli. Ancak o zaman gerçek deneyimler yaşayıp bunu sahnede değerlendirme şansı bulur.

Bu ay aynı zamanda Tiyatro Haftasını kutluyoruz. Bir mesaj vermek ister misiniz?

Öncelikle Cemiyet dergisinin Mart sayısında yer alacak olma fikri beni ekstra mutlu etti. Tiyatro, insan ruhunun en güzel yansımalarından biri... Sahnede anlatılan her hikaye, bir başka kalbe dokunur. Bu özel haftada, sanatın ve tiyatronun gücünü daha fazla seyirci ile paylaşmak ve bu özel dünyanın içinde yer almak isteyenleri Mavi Sanat Tiyatrosuna davet ediyorum. Tiyatro sanatına sahne önünde ya da arkasında fark etmeksizin gönül veren herkesin 27 Mart Dünya Tiyatro gününü en içten dileklerimle kutluyorum.

Sosyal Medyada Paylaş
GÜLŞAH SERT